Monday, July 28, 2008

"efenim dünyamızda her bi şey görecelidir. size göre terörist olanlar onlara göre özgürlük savaşçısıdırlar."

kusura bakmayın sayın entel, ama bi siktirin gidin.

Saturday, July 26, 2008

gavur yapıyor: "happiness is not to have more but to be more"

conrad schmidt adında bi kanadalı kalkıp hayalimdeki siyasi partilerden birini kurmuş: work less party.haftalık çalışma saatlerinin 4 gün ve 32 saatle sınırlandırılmasını istiyorlar. desteklemek lazım tabii, çok faideli olur. web sitelerindeki belgeselimsi vidodan çıkardıklarım:
kendisine, sevdiklerine, hobilerine ve vs.lerine daha fazla vakit ayıran insanlar daha "mutlu" olmak suretiyle daha iyi birer çalışana dönüşebilirler öncelikle (tamam, sanırım bu dediğim onların gerekçelerinden biri değil.) sonracığımaaa...
daha az çalışma -> daha az üretim -> daha az tüketim (ki hastası olduğum bi akıl yürütme)
ayrıcana: bir insanın haftalık çalışması 32 saatle sınırlanırsa ve illa daha fazla üretmek için kıçını yırtarsa sevgili işverenler, hoş bi şey olur: işsizlik azalır! herkes çalışır ama daha az.
ha bi de, psikopat gibi üretmenin ve sınırsız ekonomik "büyümenin" sadece bir hayal olduğunu söylemiş sevgili profesörlerimiz. büyü büyü büyü nereye kadar kardeşim?! sonunda "dünyalara sığmam, taşarım!" durumu olcek.
velhasıl kelam, günün birinde kanada vatandaşı olursamsa oyum bu adamadır, o zamana kadar pes etmezse.

ancaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaakkk, işler bu elemanların "avrupa birliğinde kaput başına co2 emisyonu kuzey amerika kıtasında kaput başına co2 emisyonunun yarısı kadar" diye ahkam kesmeleriyle bitmiyor. maalesef(!) dünyamız kuzey amerika ve avrupa kıtalarından ibaret değil. (olsa ne güzle olurdu di miiiaaaaa) bunun çin'i var, hindistan'ı var, brezilya'sı var.. manyak gibi kömür mömür yakıp sera etkisi yaratıyolar hem de. ki bu da iyi sayılır hadi. bu ülkeler de bi süre sonra yeşil enerjiye geçti diyelim, bunun daha afrika'sı var kardeşim. adamlar aç! nerden başlayacaklar? kaput başına süper-az co2 şettiren sarışın avrupalılar afrikalıların kara kaşı kara gözü için gidip oralarda yel değirmenleri ve güneş enerjisi sistemleri mi kurcaklar? (külahım oralarda bi yerlerde.. anlatınız.)
tamam, yerel hareket etmek lazım ama bi de küresel bi durum söz konusu. çin'i kim durduracak? "3.dünya ülkelerindeki" insancıkları kim "insan" haline getircek? body shop'un yaptırdığı çilek kokulu body butter'larla olmuyo bu işler. yani, iyisiniz hoşsunuz da, görmezden gelinmek hoşuma gitmiyor sayın schmidt!
yazımı bitirirken size başarılar diliyor ve "haftada 4 gün çalışırım, kalan zamanımda da parti parti partizani yaparım" tribinizin tayland'da günde bikaç cent'e çalıştırılan çocuklara yenilerini eklememesini umuyorum. bi iş yapıyosanız adam gibi yapınız. gözlerinizden öperim.

ayrıca bunu yapan bunu da yapmış: world naked bike ride
kardeş orgnaizasyon için bakınız: take back your time
ilham perim olan ntvmsnbc'nin ayrıntılı haberini de okuyunuz.

rakı şişesindeki çipura

sevgili heotonti dün gece başlattığı muhteşem bi tören sonrasında sabah 10 sularında içkiye tövbe etmiştir. kendisine bundan sonraki hayatında başarılar diliyoruz. bilgilerinize...

Wednesday, July 23, 2008

yahoo mail adresi bir ceza mıdır? taciz taciz taciz!
bari şu kızcaazın eteğini kaldırıp beleş şarkı türkü indiren var mı?

(sayın gregor, bu sorum özellikle sana, kaldırdın mı?
ayrıca, şu blog adresindeki filmi tekrar izleme şeysi uyandırıyosun bende. bil istedim.)

Monday, July 21, 2008

"blog bana karı bul lan allahsız"



la vida es un carnaval be blog. oooooh hayat ne güzel! bi de bu sıcaklar olmasa. yarın salsa dersime yine üç t-shirt'le gidicem herhalde. her birini sırılsıklam edip tuvalete sıkmak da cabası. çok çılgın hatunum di mi? (evet iğrencim biliyorum, ama biraz iltifat et be blog, gururumu okşa.)
celia cruz'u sen de çok seviyosun di mi blog? senin de salsa yapasın geliyo mu bu şarkıyı dinleyince? neyse.. kader utansın be blog. bak kim ki duk ne demiş? "spring summer fall winter and spring" demiş. senin de ömrünün baharı gelecek elbet blog. belki bi sonraki hayatında dünya salsa şampiyonu filan olucaksın, kim bilir?
en sevdiğim gün salı! hem psikologla randevum var hem de salsa kursum. her hafta yeni konu ve konuklarımda psikolog hatunun karşısına geçip zırvalamak ne güzel şeymiş. hiçbi halta yaramasa da en azından kendi kendime konuşmaktan kurtuldum sayılır. evet kurtuldum kurtuldum. artık daraldım konuşmaktan. hem bu sefer sanki her bok o kadar çözümsüz değil gibi.. önceden de değildi ya.. anladın sen onu blog. (hastayım sana!) aslında bu ferahlama olayı bodrum'da pörtledi içimde. oraya gittiğimden beri bi hoşum. döndükten sonra o hoşlukta görünür azalma olsa da hala bi şeyler var gibi. kardeşin dediği gibi "danssız geçen ömrüme yazıklar olsun!" ayrıca saçımı daha kısa kestirip siyaha boyattım blog. baştan sevmedim, içim karardı o kıpkızıl geçen aylardan sonra. ama şimdi süper-cool olduğumu fark ettim. alem bana hasta blog! (ama henüz farkında değil. maalesef.)
yarın psikolog hanfendiye anlatıcaam konuyu önce sana anlatayım dedim. şöyle ki, evvelsi gece laura'yı rüyamda gördüm. sevişiyoduk. (aslında sevişmeye çalışıyoduk da işte çaktırma sen.) çok enteresandı.. başka ne diyebilirim ki? rüya bir nedir ki? zaman ve mekan karman çorman bi şey oluşturmuştu. adı ile uyuşmayan yerlerdeydik (bodrum kampı, ama kamp değil. anladın sen onu.) ve şimdikinden daha gençtik. her gün uyanıp buluşuyoduk akşama kadar bahçede minderler üzerinde yatıp çay ve buzlu çay skalasından bi şeyler içiyoduk.
şimdi bu rüyadan sonra sorulacak soru direkman "ben lezbiyen miyim blog?" olmayabilir.. bugün le temps qui reste'i izledim mesela, ordaki eleman da rüyalarında anasıyla, babasıyla, büyükannesiyle, küçüklük haliyle, doktoruyla filan seviştiğini söylüyodu. (ama kendisi gay'di.) neyse işte iyice karıştı sanırım. sonuç olarak, sevgili istiyorum artık blog! just, anyone with a pulse! or even... pulse optional! (eddie izzard! hastayım sanaaaa!) (keşke eddie izzard gibi süpper bi travesti sevgilim olsa.. neyse..)
bugünkü yazıma son verirken, ellerinden gözlerin felan öper esen kalmanı temenni ederim ey blog. celia'dan guantanmera sana bugünkü son kıyağım olsun.

Friday, July 18, 2008

ne güzel şarkı değil mi? böyle müzik yap cigerim ye!

Tuesday, July 15, 2008

galiba brüksel'de ev buldum :)) etterbeek'li oluyorum artık!

Monday, July 14, 2008

vizeni de al git

efenim malumunuz (af buyrun) s.ktir olma umuduyla belçika'ya gidicektim. gelin görün ki vize bilmemneleri geçen seneden beri başvuranı tamı tamına soyabilmek adına 3 kat filan pahalanmış. erasmus için giderken duyduğumda sinirden ağlamama sebep olan sağlık raporunun sadece alman hastanesi'nden alınınca kabul edildiği fikrine kendimi alıştırmaya çalışıyodum ki (ne de olsa geçen sene sadece 200 liraCIK ödemiştim bu boktan frengi, hiv, hepatit b ve verem testlerine) bugün tam 410 liramı aldılar aynı işlem için. ulan bari kan şekerime, kolesterolüme filan baksaydınız! tansiyonumu ölçseydiniz! veremli gibi mi duruyorum beeeee!
bu yetmiyormuş gibi bokun püsürün çevirisini (ki 1000 kelime başına 25 lira), notere tasdiğini (ki belge başına 50 lira), yetmiyormuş gibi apostil bokunu (ki belge başına 10 lira) istiyorlar. bokun püsürün ne demek? en az 5 belge demek. soyun ulan! donumu da alın bitsin bu iş! bakırköydeki soyguncu noterlerden birinde veznede oturan karı! sana diyorum! bir sonraki gelişim (ki bu yarın ya da öbür gün olabilir) üçüncü olacak. bir sefer daha bana "sen" dediğini ve çemkirmeye cüret ettiğini duyarsam -na buraya yazıyorum- suratına kezzap atacam! yanındaki o imza atan noter mdiir katip midir ne o kıçının kılı kadayıf olmuş herif için de geçerlidir bu. pis pis bakıp gülmesin bana. dağdan mı indiniz!
uzun lafın kısası, bu ülkeye gitmeyin kardeşim. gitmek isteyenleri de uyarın. konsoloslukta kapıda duran güvenliğine kadar kıllık işlemiş iliklerine bunların. "siz 3. dünya ülkesi vatandaşlarısınız, hayvansınız" bundan daha usturuplu ifade edilemezdi. hayır belçikalı dangalağın teki kalkıp bana "ulan senin bu elçiliğin vize için benden tam 30 euro aldı! inanabiliyo musun?! nereye gidiyorum ben kardeşim!" diye dellenmese içim acımicak. kısasa kısas abicim. ceplerinden en az 300 euro çıkarmadan ülkeye almamak lazım bunları. güya vize ücreti ödemiyomuşuz. çocuk mu kandırıyosunuz siz beeeeeee!!!!!!!!

not: evde terör estirmeye başlamadan önce kısmen de olsa rahatlama umuduyla yazıyorum bunları. haydi bismillah!


"Hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur."
- Salman Rushdie