Showing posts with label aile/family. Show all posts
Showing posts with label aile/family. Show all posts

Wednesday, August 13, 2008

"batsın bu dünya"

yarın finalim var. babamın deyimiyle "ak göt kara göt belli olacak". ama ne yazık ki ders çalışmaya allerjik bir bünyem var. beş hafta sonra başlayacak olan masterıma selamlarımı söyleriniz piliz. (bu arada adamlar beni hayrete sevk etti; ders programım şimdiden hazır ve internette!)

geçen haftasonunu ayvalık'ta geçirerek büyük hatalarımdan birini yaptım. zehir gibiydi neredeyse. babamla -muhtemelen şimdiye kadarki en kötüsü olan bir- kavga ettim. adam kafayı yedi. sabah sabah kahvaltıda şarkı söylüyodu ve sabah gıcıklığım üstümde "susar mısın yaaaa" gibi bi laf ettim. allaaaaaaah! sanırım son cümleleri "sen nefret ediyorum! bittin benim için, gözüm görmesin seni" oldu. psikopat herif. kendisinin büyük intikam planı da şu: söz verdiği parayı bana vermeyerek brüksel'de sokaklarda yatmama sebep olmak. kendisini o anda çözüverdim, ama yine de alev hanımefendiye anlatmak için sabırsızlanıyorum.

ayrıca kendime "kleptomani başlangıcı" teşhisi koydum. ama sadece başlangıcı. kimse korkmasın. bu arada hemen belirteyim ki ilkelerim var: sadece dükkanlardan! (vb.) allah taksiratımı affetsin.

şimdi izninizle günahlarımdan arınabilmek amacıyla gidip kendimi kırbaçlicam. sonra da "bulimia başlangıcı" için çalışmaya başlicam.

Tuesday, June 24, 2008

cien tatilde

birkaç saat önce bodrum'a ulaştık.. özel eğitim merkezi'ndeki motelimize de yerleştik. ve hiper-sıcak olduğu için klimasız bir internet kafeden bildiriyorum.
cuma sabahı istanbul'dan (tabii ki olaylı) bir çıkışın ardından öğleden sonra urla'ya vardık.. bildiğiniz köy. bülent bey'in pansiyonunda kaldık üç gece, cehennem gibiydi. hayatımda bu kadar pis bir odada uyumak zorunda kalmamıştım. ama urlayakınlarındaki çeşmealtı'ndaki ucuz pazardan altığımız (entel dantel) şile bezi pantolon ve gömlekler, yolluca kampında takılmalar, denize girmeler ve kavrulmalar, ve güzelçamlı - dilek yarımadası milli parkı - efes gezimiz pek hoştu. cuma günkü maçı da yolluca'da izledik. ilk 90 dakikayı saymazsak hayatımd aizlediğim en iyi maçlardandı :) çığlık atmaktan boğazımız şişti (destekliyorum milli takımı, suç mu leyn!)
dün de bülent'ten kaçıp yol üstünde priene'ye de uğrayıp didim'e gittik. içimiz dışımız antik uygarlık oldu, destekliyorum hepsini. didim ayrı bi güzellikti tabii. nemsiz ve sıcak, tam yaz mekanı. hiç terlemeden bunalmadan takıldık. (urla'ya soğuk bile denebilir hatta :)) pek şeker bi otele girdik burda da, uyuduk uyandık yedik içtik sıçtık af buyrun. şazime hanım ve serkan-sercan kardeşler sayesinde pek güzel geçti. sabah da denize girdik. aman tanrılarım! o ne güzle deniz öyle! sanırım hayatımda gördüğüm en güzel sahil ve denizdi. (tamam ege de işte anlayın siz) gelecek seneki tatil programıma dilek yarımadası'nı ve didim'i aldım vallahi. bakalım artık..
şimdi de gidip denize nazır bir kafede soğuk kolamı felan yudumliciim.

Sunday, June 15, 2008

ÖSSzede

iki adım ötedeki okulda dönüşümlü olarak kenan doğulu'nun 10. yıl marşı versiyonu ve "allah yoluna cengedelim şan alalım şan" diye giden mehter marşı çalınırkene (ve arada nedense atatürk'ün "ne mutlu türk'üm diyene" haykırışları dinletilirkene) ve tam da şu anda ezan okunmaya başlanmışken ben de çılgınlar gibi terleyerek(ten) adını yazamadığım kardeşimin bir yaşında çekilmiş fotoğrafına bakarak(tan) "ay naaaptı acep" diye kendimi paralıyorum. gelse de kurtulsak, hayat bayram olsa! (ezan bitti ve marşlara devam, aman yarabbi!)
allah bu öss belasını başımıza getirenin belasını versin. amin!

Thursday, February 14, 2008

sevcan ne güzel ne güzel

sevcan benim annem. gerçek ismi değil de takma isimlerden biri oluyor bu. kendisine çoğunlukla babam tarafından takılmış isimlerin hepsini hatırlamak mümkün olmasa da sonlardan birkaç tanesini yazayım yeri gelmişken: sevcan, sevgi, sevtap, çiçek, şadıman, safinaz, boncuk, böcek, ruhi, ponpin, sevgi çiçeği vs. tabii bir de kendisinden bahsederken aile içinde söylediğimiz diğer şeyler: "boyu bi karııış", "canıııım", "çok şeker", "sarı şekerim" vs. o bizim her şeyimiz, evimizin direği, gözümüzün bebeği. hepimiz hastasıyız! (ana gibi yar bağdat gibi diyar olmaz ya hani, geçiyorum buraları)

bazen derim, "ev değil tımarhane burası" :) ama hemen akla gelen tımarhanelerden değil, burası süper bi tımarhane. herkesin ayrı telden çaldığı, dört kişi yerine en az yedi kişi ihtiva ediyormuş hissi veren, devamlı bir gırgır-şamata, hır-gür, kavga-dövüş, kaçma-kovalama, vb hedelerine sahne olan bir yer. sanırım işte bu yüzden, yaşadığımız tüm sorunlara rağmen, evime, benzer şeyler yaşayan diğer arkadaşlarımdan daha bağlıyım. birkça örnek verelim:

mütamadiyen ortalarda dolaşan, küs olmadığımız dönemlerde tıkırdattığı kapı aralığından kafasını uzatıp şirin şirin "napıyosun" diyen, küçüklüğümüzden beri bana ve kardeşime temel osmanlıca bilgisi saylayan bir baba,
apartman ziline basışından eve geldiği belli olan ve hepimizi o anda alarma geçiren, geldiğinde en az yarım saat esip kükreyen, "yemeeeeek! yemek verin banaaaa!" haykırışlarıyla hem yürek burkan hem de sinir bozan, dengesizlikleriyle sürekli taciz eden ama mırıldadığında sevilen bir kızkardeş -ki kendisi öss yaklaştıkça kafayı daha çok yemektedir,
inatla evden çıkmayıp bütün gün kendine iş icat eden, bir zamanlar işle evi aynı anda nasıl çekip çevirdiğine şaştığım, bi buçuk metrelik boyuyla ordan oraya koşuşturup evin tertip-düzen ve asayişini devamlı kontrol eden, pek bi yorulan, ve hayatını resmen ailesine adamış bir anne...

annem soru sorar. sorar da sorar. hasta eder insanı, saç-baş yoldurur, ama sormaya devam eder. soruların muhattabı tarafından terslenince küsüp giden -ve hatta bi keresinde kendisine getirdiğim, yan yana duran anne-çocuk baykuşları, bana olan kızgınlığının ve küskünlüğünün simgesi olarak ayırmıştı- minik bi şey. kısmi cadı. evin neşesi sarılma makinası koalamız. dünyanın en matrak annesi bi de. geçen gün şu sözleri sarf etmiş/ettirmiş kişilik:
(a = anne; y = yavru, yani ben)

y bi kanepede uzanmaktadır, kitap okumaktadır.

a- yavrum üşüyo musun?
y- yok anne, üşümüyorum.
a- yavrum hastasın sen, üşüyorsundur.
y- yok annecim, valla üşümüyorum, saol.

a "peki" dercesine tıkıt tıkır uzaklaşır. yarım dakika sonra elinde bir battaniyeyle y'ye yaklaşmaktadır.

y- napıyosun anne? üşümüyorum dedim ya.
a- olsun, üşüyosundur sen. (bir yandan battaniyeyi y'nin üstüne örter.)
y- anne napıyosun?
a- üşüdüğünü biliyorum.

y'ye "kal" gelir.


böyle matrak bi kadın daha tanımıyorum kardeşim! :)


"Hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur."
- Salman Rushdie