homoloji'den dürttüler adaylarımızı belirlememiz için (ki ben daha homolog olamadım), ben de oturdum teeeek tek inceledim hormonlu domates adaylarını. çok zor da olsa seçimimi yaptım sonunda. şimdiye kadar 163 kişi oy vermiş, sonuçlar bu ayın sonuna doğru açıklanacakmış. seçtiğim adayları lambdaistanbul'daki açıklamalarıyla şuraya yazayım/yapıştırayım dedim. adaylarıma başarılar diliyorum, gözlerinden öpüyorum:
* basından; Engin Ardıç:
yazdıklarını okuyunca içimden kendisine "hoşt" demek geldi.. aha buraya da yazıyorum işte, ben kızışma dönemimde çiftleştiğim kişiye "eş" diyorsam o kendini bilmez de..... neyse... cahil diyor ve geçiyoruz.
08 Ağustos 2007 tarihinde Akşam gazetesinde "Karının Dönüşü" başlıklı yazısında dile getirmiş olduğu "Elli beş yıldır Türkçe konuşuyorum, ana dilimde "eş" diye hayvanlara denir. Kuşun, aslanın, kaplanın eşi olur, insanın değil." ifadesi ile sevgili Engin Ardıç domates bahçemizin kapılarını aralamıştır. Kalemin ve düşüncenin birleştiği anda akla gelenlerin irdelenmeden kaleme alındığını düşündüğümüz yazısında feministlik, lezbiyenlik, seks işçiliği ve entelektüellik gibi kavramlar arasında kendince bağlantılar kurup çirkin ithamlarda bulunan sayın (evet bu yazı Ankara dışında yazıldı) Ardıç yazısını "Ben şimdi yazımı yazdım gidiyorum, evde karım bekliyor. Kedim de bugünlerde kızıştı, ona da bir eş bulmam gerekiyor. Aha cümle içinde de kullandım, tamam mı entelcikler?" şeklinde noktalamıştır. 55 Yıllık Türkçe konuşma sürecinde kelime ve anlamlarını tekilleştirmeyip, kulaktan dolma bir şekilde değil de Türk Dil Kurumunun Türkçenin daha iyileştirilmesi adına yayınladığı Türkçe sözlükten öğrense idi "eş" kelimesinin "Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika" şeklinde anlamının da olduğunu görebileceği gibi anlamsal olarak daha pekişmesi için "Kadın diye eşini bellemiş, dürüst, aile babası bir adamdır." şeklinde cümle içerisinde kullanılmış halini TDK'dan alıntı yapar kendisine kedisi, karısı ve kırmızı kırmızı domatesleri ile mutlu mesut bir hayat temenni ederiz.
* kurumlardan; RTÜK:
huysuz'a kalkan eller kırılsın ulaaaaaaaaaaaaaaaaaannnnn!!! başlatmayın türk aile yapınıza! ne ara çıktı bu yapılaşma anlamıyorum ki, on yıl önce yok muydu?
Yılların Huysuz Virjin'i ekranlara RTÜK yüzünden veda etti. "Benimle Dans Eder Misin?" isimli programda sunuculuk yapan Seyfi Dursunoğlu'nun unutulmaz karakteri Huysuz Virjin "Türk aile yapısına uymadığı ve gençlere kötü örnek olduğu için yasaklandı. Peki, Huysuz'un sesini kısan RTÜK homofobi ve transfobinin bayrağını taşıyan Serap Ezgü ve Kadir Çelik'e, ilkelerine aykırı yayın yapmasına karşın niye sesini çıkarmıyor? Cevap soruda gizli aslında? Şimdi Katina'nın elinde makası, bizim de elimize domatesler. Oylara kuvvet...
* magazinden; Bade İşçil:
en çok bu karının yımırtladıklarını okurken güldüm. pes! bu kadar olur! linkteki röportajı baştan sona okumanızı öneririm. tadımlık bi şeyler isteyenlere bazı inciler:
- "Çevrede o kadar çok rahat kız var ki. Erkekler için bu durum elinin kiri, erkek adam yapar durumu... Sonuçta insanlar gerçek aşkı yaşayana kadar bu mübah. Yapmalı demiyorum ama gelene de hayır diyen bir erkeğe gay derler. Ben biraz bu konularda tutucuyum, kendimi evleneceğim erkeğe saklıyorum."
- "Bir insanın evlendikten sonra birlikte olması bana daha mantıklı geliyor. Kimsenin şahsi fikrini yadırgamam, yargılamam ama bir genç kız için liste halinde bir ilişki mazisi olması hiç hoş değil. Bu evleneceğin insanı da huzursuz etmemesi açısından önemli."
- "Nasıl temiz kaldığımı Mahsun’a sormanız lazım."
- "Ben mümkün olduğu kadar kendimi muhafaza ediyorum. Ben bu konularda tutucu ve yobazım. Ayrıca benim bu düşüncem geri kafalılık da değil ki.. Kişinin evleneceğe kişiye saygı duyması, kendini ona saklaması."
- "Mahsun ile dalış yapmaya da arkadaş grubuyla birlikte gidiyorduk. Ayrıca bu konu beni sıktı. Bir gazetede bakireyim açıklaması, ya da bir liste açıklamaları bana tuhaf geliyor. Ben biraz feministim galiba. Bunları konuşurken bile domates gibi kızarıyorum."
kendisine balık filan yemesini öneriyorum, zihni açarmış. biraz da kitap okursa bir insanın aynı anda hem feminist hem yobaz, her tutucu hem de "gerikafalı olmayan" olamayacağını anlar herhalde.. yani umarım.. inşaallah.. ayrıca sonsuza kadar temiz kalmasını temenni ediyorum.
Ahlak kavramı üzerine kitaplar yazılabilir ama ahlaksız kavramı üzerine hepimizin kurabileceği muğlak bir iki cümle vardır mutlaka. Cinselliği, birbirini seven iki insanın seksüel paylaşımını, liseli genç bir kızın Hülya Koçyiğitsel tavrıyla ve ortalama insan zekâsıyla harmanlayıp 'yanlış bir şey yapmak ya da yanlış bir şey yapmamak' ifadeleri tanımlayan bu genç kızımıza, vakitsiz patlayan cümleleri, bir domates kazandırır mı bilinmez ama Savaş Ay'ın ardından enteresan bir 'Ahlak Bekçisi' unvanını çok görmeyeceğimizi aşikâr.
* siyasetten; Hüsrev Kutlu:
seni o "bir yanlarından" asmak lazım, insanlığı "bir yanlarına" endeksleyen ve "bir yanlarından" anlayan insan. "bir yanlar" adamı seni!
Savaşın bizleri derin bir mutsuzluğa sürüklediği 2007 yılının en cesur ve güzel çıkışlarından biri Bülent Ersoy'dan geldi: "Oğlum olsa askere göndermezdim!" Takip eden günlerde ülkenin savaş tacirleri, kana susamışlıklarını ve transfobilerini harmanlayıp Bülent Ersoy'un üzerine, üzerimize kustu. Bu dönemde özellikle bir isim, AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu, DTP Eski Genel Başkanı Ahmet Türk'ün "Bülent Ersoy kadar cesur olamadılar" sözleri üzerine söylediği "Doğruyu söylemiş. Bülent Ersoy kadar cesur olsaydık, biz de bir yanlarımızı kestirirdik" sözleriyle transseksüel bireylere bakışındaki cehaleti, nefretle yüzümüze çarpıyordu. Değerli bir varoluş biçimini, nefret dolu ağzıyla küfre çevirmeye çalışan bu vekil bey sizce de kariyerinin kalan kısmını sadece birkaç domatese vekâlet ederek geçirmeyi hak etmiyor mu?
* televizyondan; Levent Kırca:
seninkiler ski kokarken biz bi şey dedik mi kıskanç adam?.. propagandayla eşcinsel olanı mı gördün? sen de mi cahilsin anlamadım ki..
Yıllarca ağzından düşürmediği "ski"lerle sözüm ona siyasi eleştiri yapan Kırca, Ali Poyrazoğlu ile arasında çıkan "pornocular savaşı" sırasında Poyrazoğlu'nun oyunlarını eşcinsellik kokmakla ve eşcinsellik propogandası yapmakla suçlamıştı. Meclisin, ordunun, dinin, eğitimin buram buram heteroseksizm koktuğu bir ortamda eşcinselliği Poyrazoğlu'nu eleştirmek için bir silah olarak kullanan Levent Kırca'nın kafasından aşağı domateslerimizi boşaltıyor, skeçlerinde eski eşinin dediği gibi "çekilebilirsin rıfkı" diyoruz.
Showing posts with label memleketimden insan manzaraları. Show all posts
Showing posts with label memleketimden insan manzaraları. Show all posts
Monday, June 9, 2008
Saturday, May 31, 2008
Tuesday, May 6, 2008
"bi gün bi dizide rol kaptım hayatım değişti" ?
bugünün anısına en lüzumsuz blog girişini yapayım dedim:
hatırla sevgili'de deniz gezmiş rolündeki barış koçak kişisi bakınız nassı solcu olmuş: "Üniversite yıllarında sağcıların arasındaydım. Dizi sayesinde, kişiliğim ve hayat felsefem de Deniz Gezmiş'e benzemeye başladı.."
hasbinallaaaaaah!... e kardeşim madem kendisini canlandırırken öğrendiklerinden bu kadar etkilendin, sen ne biçim sağcıydın? solu okumadan mı sağcı oldun? belli ki öyle yapmışsın.. üniversitelerde senin gibilerden çok var zaten.
kendisine içimden "PES!", dışımdan da "popülizmin böylesi" diyor hayatta başarılar diliyorum.
hatırla sevgili'de deniz gezmiş rolündeki barış koçak kişisi bakınız nassı solcu olmuş: "Üniversite yıllarında sağcıların arasındaydım. Dizi sayesinde, kişiliğim ve hayat felsefem de Deniz Gezmiş'e benzemeye başladı.."
hasbinallaaaaaah!... e kardeşim madem kendisini canlandırırken öğrendiklerinden bu kadar etkilendin, sen ne biçim sağcıydın? solu okumadan mı sağcı oldun? belli ki öyle yapmışsın.. üniversitelerde senin gibilerden çok var zaten.
kendisine içimden "PES!", dışımdan da "popülizmin böylesi" diyor hayatta başarılar diliyorum.
Sunday, April 27, 2008
dininin hastasıyım amca
yine haber vermeye geldim. bir sübyancı tecavüzcüden bir de bilmemkaç karılıdan. ortak noktaları hiper-"dindar" olmaları. o kadar dindarlar ki, peygamberi taklit edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar:
1- "... Bursa'da 9 Ocak 2003 tarihinde Nilüfer Evlendirme Dairesi'nde, kendisinden 50 yaş küçük hafız Ayşe Yılmaz'la nikah masasına oturan ve uzun süredir aşırı dinci Vakit Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan Hüseyin Üzmez Mudanya'da gözaltına alındı. İnegöl İlçesi'nde oturan 14 yaşındaki B.Ç.'ye tecavüz ettiği iddia edilen Hüseyin Üzmez'le birlikte küçük kızın annesi ve babasının da Mudanya Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. ...
... Hüseyin Üzmez'in birlikte olduğu 14 yaşındaki B.Ç. ve babasının şikayeti üzerine gözaltına alındığı ortaya çıktı. B.Ç.'nin annesi L. Ç. ise ‘Kızını fuhuşa zorlamak’ suçundan tutuklandı. ...
... Adının açıklanmasını istemeyen Ç. ailesinin bir komşusu, mobilyacılık yapan baba B.Ç.'nin geçen Salı günü kızı B.Ç.'yi dövdüğünü ve ailenin küçük kıza Hüseyin Üzmez'le birlikte olması için baskı yaptığını ileri sürdü. ..."
bu adam şimdi 78 yaşındaymış. ne diyelim? maşaallah valla.. ne diyebiliriz ki?
vakit ne demiş? "çirkin komplo", "çirkin komplo", "çirkin komplo"...... eminim öyledir.
"Hüseyin Üzmez'in 5 yıl önce Bursa'da nikah kıydığı kendinden 50 yaş küçük Ayşe Yılmaz'ın ailesi bu evliliğe karşı çıkmış ve nikaha gitmemişti.
Bursa'nın Arabayatağı Mahallesi'nde kuruyemişçilik yapan kayınpeder Mustafa Yılmaz sonradan bu evliliği onayladıklarını, “Peygamber Efendimiz de Ayşe anamız 9 yaşındayken evlenmişti. Kızımın evlenmesine ilk zamanlar karşıydım ama sonradan normal karşıladım” demişti."
.... saygılar.
4 saat sonra gelen güncelleme:
olayın içinde kızın anası da varmış. burda.
hüseyin beyin biyografisi şurda. (az daha katil oluyomuş)
suikastın gerekçeleri ise burda. aferin.
2- "... Eğer bir ihtiyaç sözkonusuysa evlenirsiniz. Ve bütün ihtiyaçlarını üstlenirsiniz. İkinci, üçüncü evliliklerin bir bedeli var. Evinin kirasını öder, çocuklarını okutursunuz. Baba olarak da sizi tanır, hayat bu şekilde devam eder. Ama bunlar sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayıp, paçavra gibi atıyorlar. Bu kadın haklarına yapılacak en büyük saygısızlık ve hakaret. Kadın saygı duyulması gereken bir varlık. Allah’ın yeryüzündeki en büyük sanatı insan. İnsanı kadın dünyaya getiriyor. Bu kadar kutsal kadına toplumda büyük saygısızlık var. ..."
saygı duyuyosun demek.... bilmukabele.
"... Birileri rızasıyla evleniyorsa kimsenin bir şey demeye hakkı var mı? Ama hukuksal olarak haklarını yerine getirmezseniz, buna inancım da şiddetle karşı çıkar, ben de. Bizim inancımızda mecbur olsa bile, düşünülebilecek en son şey boşanma. Evlilik kutsaldır. Peygamberimize de bu hususta bize göre Allah daha fazla hak tanımış. Allah’ın tanıdığı bu hakkı da kimse Peygamber’in elinden alamaz. Eğer bir adam Müslümansa, Peygamber’i tanıması yeterlidir, kimseye bakmasına gerek yok. Benim kitabımda Peygamber var. Hukuksal olarak endişem yok. ..."
al hadi... buna ne diceksin? peygamber harem kurmuşken hele? haklı valla adam.
"... Mustafa Karaduman, "Eğer tekeşlilik mümkün olsaydı umumhaneler, kerhaneler olmazdı. Yasal olan her şey doğru mu?" dedi. ..."
tekeşlilik mümkün mü değil mi bilinmez.. ama anlamıyorum, erkekler için mümkün değilken kadınlar için nasıl mümkün oluyor?
paygamberin tayfası tarafından (bkz. 2)"azledilen" kadınlar bundan sonra ancak "satılabilecekken", erkekler neden buldukları her deliğe girmelidirler? e peki, cenab-ı rabb'il alemin niye erkek /kadın oranını 1 /5 yapmamış?
neyse bunları söylemek bana düşmez. linklere buyrun:
Muhammed'in Cinsel Hayatı 1
Muhammed'in Cinsel Hayatı 2
izin sağlam yerdenmiş. 9 yaşındaki kızlarla rahat rahat evlenip gerdeğe girebilirsiniz.
1- "... Bursa'da 9 Ocak 2003 tarihinde Nilüfer Evlendirme Dairesi'nde, kendisinden 50 yaş küçük hafız Ayşe Yılmaz'la nikah masasına oturan ve uzun süredir aşırı dinci Vakit Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan Hüseyin Üzmez Mudanya'da gözaltına alındı. İnegöl İlçesi'nde oturan 14 yaşındaki B.Ç.'ye tecavüz ettiği iddia edilen Hüseyin Üzmez'le birlikte küçük kızın annesi ve babasının da Mudanya Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. ...
... Hüseyin Üzmez'in birlikte olduğu 14 yaşındaki B.Ç. ve babasının şikayeti üzerine gözaltına alındığı ortaya çıktı. B.Ç.'nin annesi L. Ç. ise ‘Kızını fuhuşa zorlamak’ suçundan tutuklandı. ...
... Adının açıklanmasını istemeyen Ç. ailesinin bir komşusu, mobilyacılık yapan baba B.Ç.'nin geçen Salı günü kızı B.Ç.'yi dövdüğünü ve ailenin küçük kıza Hüseyin Üzmez'le birlikte olması için baskı yaptığını ileri sürdü. ..."
bu adam şimdi 78 yaşındaymış. ne diyelim? maşaallah valla.. ne diyebiliriz ki?
vakit ne demiş? "çirkin komplo", "çirkin komplo", "çirkin komplo"...... eminim öyledir.
"Hüseyin Üzmez'in 5 yıl önce Bursa'da nikah kıydığı kendinden 50 yaş küçük Ayşe Yılmaz'ın ailesi bu evliliğe karşı çıkmış ve nikaha gitmemişti.
Bursa'nın Arabayatağı Mahallesi'nde kuruyemişçilik yapan kayınpeder Mustafa Yılmaz sonradan bu evliliği onayladıklarını, “Peygamber Efendimiz de Ayşe anamız 9 yaşındayken evlenmişti. Kızımın evlenmesine ilk zamanlar karşıydım ama sonradan normal karşıladım” demişti."
.... saygılar.
4 saat sonra gelen güncelleme:
olayın içinde kızın anası da varmış. burda.
hüseyin beyin biyografisi şurda. (az daha katil oluyomuş)
suikastın gerekçeleri ise burda. aferin.
2- "... Eğer bir ihtiyaç sözkonusuysa evlenirsiniz. Ve bütün ihtiyaçlarını üstlenirsiniz. İkinci, üçüncü evliliklerin bir bedeli var. Evinin kirasını öder, çocuklarını okutursunuz. Baba olarak da sizi tanır, hayat bu şekilde devam eder. Ama bunlar sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayıp, paçavra gibi atıyorlar. Bu kadın haklarına yapılacak en büyük saygısızlık ve hakaret. Kadın saygı duyulması gereken bir varlık. Allah’ın yeryüzündeki en büyük sanatı insan. İnsanı kadın dünyaya getiriyor. Bu kadar kutsal kadına toplumda büyük saygısızlık var. ..."
saygı duyuyosun demek.... bilmukabele.
"... Birileri rızasıyla evleniyorsa kimsenin bir şey demeye hakkı var mı? Ama hukuksal olarak haklarını yerine getirmezseniz, buna inancım da şiddetle karşı çıkar, ben de. Bizim inancımızda mecbur olsa bile, düşünülebilecek en son şey boşanma. Evlilik kutsaldır. Peygamberimize de bu hususta bize göre Allah daha fazla hak tanımış. Allah’ın tanıdığı bu hakkı da kimse Peygamber’in elinden alamaz. Eğer bir adam Müslümansa, Peygamber’i tanıması yeterlidir, kimseye bakmasına gerek yok. Benim kitabımda Peygamber var. Hukuksal olarak endişem yok. ..."
al hadi... buna ne diceksin? peygamber harem kurmuşken hele? haklı valla adam.
"... Mustafa Karaduman, "Eğer tekeşlilik mümkün olsaydı umumhaneler, kerhaneler olmazdı. Yasal olan her şey doğru mu?" dedi. ..."
tekeşlilik mümkün mü değil mi bilinmez.. ama anlamıyorum, erkekler için mümkün değilken kadınlar için nasıl mümkün oluyor?
paygamberin tayfası tarafından (bkz. 2)"azledilen" kadınlar bundan sonra ancak "satılabilecekken", erkekler neden buldukları her deliğe girmelidirler? e peki, cenab-ı rabb'il alemin niye erkek /kadın oranını 1 /5 yapmamış?
neyse bunları söylemek bana düşmez. linklere buyrun:
Muhammed'in Cinsel Hayatı 1
Muhammed'in Cinsel Hayatı 2
izin sağlam yerdenmiş. 9 yaşındaki kızlarla rahat rahat evlenip gerdeğe girebilirsiniz.
Friday, March 14, 2008
haberleeeeeeer haberleeeeeerrr!
günün en önemli haberi sosyal güvenlik reformunu(!) protesto için yapılan eylemler olmalıyken -ki biz de katıldık sayılır yarım saat ders yapmayarak- akp'nin kapatılma mevzusu oluverdi. "oh oh ne güzel" diyoruz.. diyo muyuz? bilmiyoruz.. bilirkişiler çıksın konuşsun bakalım önce, herkes ne diyeceğini şaşırmış gibi.. o arada şunlara bakalım:
ilk haberimiz on yıl boyunca sahte diplomayla doktorluk yapan bi hatunla ilgili. kendisine inanamamakla birlikte, kutluyorum efendim. sahte belgeyi tanıyamayan devletimize ve sahte belgeyi onaylayan şerefsiz ve açgözlü -hangisi açgözlü değil ki- noterimize selam ederim.
psikopat milli eğitim müdürünün eğitim anlayışına buyrun. neyse ki paçayı kurtardık liseden. hadi üniversitemiz de iyiydi hoştu. sıra ülkeden paçayı kurtarmakta. takılın abicim siz arınız balınız ve peteğinizle.
son olarak da, genel kültürümüzü şeeedelim diyerekten şuna da bakmakta fayda görüyorum. ispanyolca konuşulan ülkelerdeki "juan perez" ve "sultano" olaylarına dikkatinizi çekerim efenim, hastası oldum :) arapça/farsça konuşan ve/veya bunlardan aşırı derecede etkilenmiş ülkelerdeki "falan" hedesine de dikkat... sevgili memleketimizi de "sarı çizmeli mehmet ağa" başarıyla temsil ediyor. ancak eksik buldum çalışmayı. ahmet, mehmet, ali, veli, ayşe, fatma neredeler?
neyse.. gavurun anketi bu kadar olur diyor, sizleri -ortalama yaşam süremiz 90 olduğu için- ülkemizdeki ilerici ve refah yükseltici sosyal güvenlik sistemiyle başbaşa bırakıyorum. 65 yaşında açlıktan hep beraber ölücez en azından. (yani elli kere söyledik; salacan bunların üstüne dexter'ı, bak bakalım bi daa yapıyolar mı?! kapatsınlar ulan. yeter be bunların kazmalığından çektiğimiz! bakkalların yüzkarası dolandırıcı herif.. konuşmuyorum işte. demiyorum hiçbi şey. ne haliniz varsa görün.)
ilk haberimiz on yıl boyunca sahte diplomayla doktorluk yapan bi hatunla ilgili. kendisine inanamamakla birlikte, kutluyorum efendim. sahte belgeyi tanıyamayan devletimize ve sahte belgeyi onaylayan şerefsiz ve açgözlü -hangisi açgözlü değil ki- noterimize selam ederim.
psikopat milli eğitim müdürünün eğitim anlayışına buyrun. neyse ki paçayı kurtardık liseden. hadi üniversitemiz de iyiydi hoştu. sıra ülkeden paçayı kurtarmakta. takılın abicim siz arınız balınız ve peteğinizle.
son olarak da, genel kültürümüzü şeeedelim diyerekten şuna da bakmakta fayda görüyorum. ispanyolca konuşulan ülkelerdeki "juan perez" ve "sultano" olaylarına dikkatinizi çekerim efenim, hastası oldum :) arapça/farsça konuşan ve/veya bunlardan aşırı derecede etkilenmiş ülkelerdeki "falan" hedesine de dikkat... sevgili memleketimizi de "sarı çizmeli mehmet ağa" başarıyla temsil ediyor. ancak eksik buldum çalışmayı. ahmet, mehmet, ali, veli, ayşe, fatma neredeler?
neyse.. gavurun anketi bu kadar olur diyor, sizleri -ortalama yaşam süremiz 90 olduğu için- ülkemizdeki ilerici ve refah yükseltici sosyal güvenlik sistemiyle başbaşa bırakıyorum. 65 yaşında açlıktan hep beraber ölücez en azından. (yani elli kere söyledik; salacan bunların üstüne dexter'ı, bak bakalım bi daa yapıyolar mı?! kapatsınlar ulan. yeter be bunların kazmalığından çektiğimiz! bakkalların yüzkarası dolandırıcı herif.. konuşmuyorum işte. demiyorum hiçbi şey. ne haliniz varsa görün.)
Thursday, March 13, 2008
türk kimdir ?
derslerim sağolsun, içim dışım milliyetçilik oldu. herkes her şeyi farklı tanımladığı için zaman zaman kabak tadı veren konular arada bir öyle kişilere geliyo ki sinirli sinirli kahkahalar atmaktan geri duramıyorum. bu haftaki en manyağımız -ki tarihimizin en manyağı da olabilir kendisi- nihal atsız olmasına rağmen, bir de reha oğuz türkkan var ki hayalgücüyle gülmekten öldürdü beni. atsız kadar manyak olsa da, topluma o kadar zararlı değil en azından. zannımca hani.. atsız herhalde fırst bulsaydı hitler x2 filan olurdu. neyse.. incilerini dökelim. önce türkkan'ın "türk" tanımını buyrun:
buğday tenli, orta ve ortadan az uzun boylu, düz veya pek hafif çekik gözlü, kestane saçlı, ela-kestane gözlü, yuvarlak başlı, dar burunlu, azıcık belirli elmacık kemikli, kuvvetli yapılı, dayanıklı; geç, fakat şiddetli öfkeli, cesur, çok büyük askeri kabiliyetli, benci, geçimsiz fakat kuvvetli bir otorite altında örnek disiplinli; teşebbüs kabiliyeti az; sanat zevki ve sanat kabiliyeti vasatın üstünde, çok zeki, kavrayış kudreti çok derin, sentetik, pratik dehalı, hükmetmek meyli kuvvetli, iradeli, başkalarının hüviyetini benimseyip onların sahasında da kendini sivriltmek hevesine mağlup, bir sahada aynı enerjiyi uzun zaman gösteremeyen, itiyat edindiği işlerde çok çalışkan, yoksa tembel; fakat birdenbire müthiş hamleli faaliyet gösterebilen ve o zaman çok dinamik olan, toptan iyi görüşlü, teferruatta ihmalci; zaruret halinde merhametsiz, fakat mümkün oldukça çok merhametli, müsamahakar, gösterişi sevmeyen, vakur, fakat gururlu, ve oldukça kıskanç, haysiyet ve şerefine çok düşkün, asil zihniyetli, ciddi, fakat melankolik olmayan insanlar.
(reha oğuz türkkan, "ileri türkçülük ve partiler", s. 87)
buyrun şimdi de tımarhaneden çıkarılmaması gereken atsız psikopatına.. güven bakırezer "modern türkiye'de siyasi düşünce"nin 4. cildinde nihal atsız hakkında şunları yazmış:
çingenelerin hindistan'a sürülmelerini ya da olmazsa hakkari'de zorunlu ikamet ettirilerek "adam edilmeleri"ni önermiştir. kürtlerin de aynı şekilde kendilerine gidecek bir yer bulmalarını, örneğin birleşmiş milletler'en afrika'da bir yurtluk istemelerini, aksi halde, başlarına gelebilecekleri ermenilerden sorup öğrenmelirini tavsiye etmiştir. (s. 355)
atsız'dan bi de "şiir" buyrun efenim:
türk, atına atladı,
çin'in ödü patladı.
silinmez damağından
kılıcın kanlı tadı.
tengri hepimizi faşolardan korusun. amin.
buğday tenli, orta ve ortadan az uzun boylu, düz veya pek hafif çekik gözlü, kestane saçlı, ela-kestane gözlü, yuvarlak başlı, dar burunlu, azıcık belirli elmacık kemikli, kuvvetli yapılı, dayanıklı; geç, fakat şiddetli öfkeli, cesur, çok büyük askeri kabiliyetli, benci, geçimsiz fakat kuvvetli bir otorite altında örnek disiplinli; teşebbüs kabiliyeti az; sanat zevki ve sanat kabiliyeti vasatın üstünde, çok zeki, kavrayış kudreti çok derin, sentetik, pratik dehalı, hükmetmek meyli kuvvetli, iradeli, başkalarının hüviyetini benimseyip onların sahasında da kendini sivriltmek hevesine mağlup, bir sahada aynı enerjiyi uzun zaman gösteremeyen, itiyat edindiği işlerde çok çalışkan, yoksa tembel; fakat birdenbire müthiş hamleli faaliyet gösterebilen ve o zaman çok dinamik olan, toptan iyi görüşlü, teferruatta ihmalci; zaruret halinde merhametsiz, fakat mümkün oldukça çok merhametli, müsamahakar, gösterişi sevmeyen, vakur, fakat gururlu, ve oldukça kıskanç, haysiyet ve şerefine çok düşkün, asil zihniyetli, ciddi, fakat melankolik olmayan insanlar.
(reha oğuz türkkan, "ileri türkçülük ve partiler", s. 87)
buyrun şimdi de tımarhaneden çıkarılmaması gereken atsız psikopatına.. güven bakırezer "modern türkiye'de siyasi düşünce"nin 4. cildinde nihal atsız hakkında şunları yazmış:
çingenelerin hindistan'a sürülmelerini ya da olmazsa hakkari'de zorunlu ikamet ettirilerek "adam edilmeleri"ni önermiştir. kürtlerin de aynı şekilde kendilerine gidecek bir yer bulmalarını, örneğin birleşmiş milletler'en afrika'da bir yurtluk istemelerini, aksi halde, başlarına gelebilecekleri ermenilerden sorup öğrenmelirini tavsiye etmiştir. (s. 355)
atsız'dan bi de "şiir" buyrun efenim:
türk, atına atladı,
çin'in ödü patladı.
silinmez damağından
kılıcın kanlı tadı.
tengri hepimizi faşolardan korusun. amin.
Tuesday, March 4, 2008
allahın ayeti humeyni'ye geeeeeeel:
sabah sabah saçımı başımı yolduran bu mektubu buraya da yapıştırayım dedim. buyrun size "allah" adına işgal, tecavüz, kölelik...
ört başını bacım sen daha ört. iğrenç bi varlıksın sen. sen günahın ta kendisisin. ört ki penisi kopasıcalar tahrik olmasın canım. günaha sokma onları.
neymiş? türbanlı kadınlar şeriat istemiyorlarmış da sadece başlarını örtme özgürlüklerini kullanıyorlarmış...
neyse susuyorum.. ülkemin içine ettiniz ya, ben daha ne diyim..?
Sevgili Türkiye'deki dostlarım ve kardeşlerim,
Devrim sırasında devrim muhafızları tarafından önce tecavüz edilip, daha sonrada ipe gönderilen çok sevgili kız kardeşim Mehtab'ın anısına...
Bu mektubu sizlere yazmamdaki neden bizim 30 sene kadar önce yaşadığımız o talihsiz ve karanlık günün Türkiye için de yaklaşıyor olduğunu görmem ve bundan daha derin olarak kalbimde hissetmem oldu. Türban yasasının mecliste onaylandığı tarihin İran İslam devriminin olduğu güne denk gelmesi kalbimde bunun ilahi bir güçten gelen uyarı fişeği olduğu hislerini uyandırdı ve bu mektubu kaleme almaya karar verdim. Biliyorum hepiniz kalbinizde karanlığın otoritesini hissettiniz. Karanlık otorite gelmeden hissettirdi yaklaştığını.
İran İslam devriminden 1 hafta kadar önce Türkiye'ye gecen, uzun bir sure burada yasayan ve daha sonra Kanada'ya iltica eden ve hâlihazırda bu ülkede felsefe öğretmenliği yapan bir İranlıyım. Atatürk'ün aydınlık Türkiye'sini çok seviyorum ve yüreğim kan ağlayarak İran'da "O gün" gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye'de görüyorum. Yobaz karanlığında hunharca katledilen kız kardeşim anısına sizlere yalvarıyorum ki, sakin olmaz demeyin! Sakin Türk Ordusu olduğu surece olamaz demeyin çünkü aşağıda anlatacağım gibi o gün geldiğinde tüm orduların eli kolu bağlanabilir. Bizim ailemiz İran'da laik, sol görüşlü ve aydın bir aile idi. Devrimden 1 ay önce bize bile söyleseler idi 1 ay sonra durum bu olacak diye biz bile güler geçerdik, "deli misin?" diye sorardık belki de. Belki de derdik ki "Şah'ın bu güçlü ordusunu nasıl yenecekler de Şeriat karanlığını getirecekler?".
Sizlere önce Iran İslam devriminin nasıl geliştiğini kısaca anlatmak istiyorum çünkü Türkiye'deki gelişmelerle çok büyük benzerlikler mevcut.
İRAN İSLAM DEVRİMİNİ BAŞARIYA GÖTÜREN AYAKLAR:
1-Büyük kesimi fakirleşen halk dincilerin pençesine düştü. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla onların safına çekildi. Beyinleri yıkandı ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim olduğu benliklerine yazıldı. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı. (COK FAKIRLESEN TURK HALKINA DA AYNI SEYLER YAPILIYOR)
2-Hep demokrasi ve özgürlük dendi. Humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. (TURKIYE'DE DE HEP DEMOKRASI VE OZGURLUK DIYORLAR)
3-Emir komuta zincirinde yapılanmış olan din adamları halkı kontrol altına aldı. (BASI ABD'DE YASAYAN MALUM TARIKAT'IN YAPILANMA BICIMI OLAN "ABI" YAPILANMASI BU EMIR KOMUTA SEKLIDIR VE DEVRIMIN EN ONEMLI AYAKLARINDAN BIRISI BU EMIR KOMUTA YAPILANMASIDIR. BU EMIR KOMUTA YAPILANMASI DEVRIMIN HALK ORDUSUDUR VE DEVRIM SIRASINDA BU EMIR KOMUTA COK KISA ZAMANDA COK BUYUK KITLELERE EGEMEN OLUR.)
4-Kargaşa ve kaos ortamında askeri Kışlalar basildi. Ellerinde Kur'an ile kışlalar ele geçirildi. (BU AYAGA COK DIKKAT EDELIM CUNKU DEVRIM SIRASINDA TURK SILAHLI KUVVETLERINI ELE GECIRMENIN EN ANAHTAR AYAGI BUDUR.)
Türk silahlı kuvvetleri bildiğim kadarı ile 600-800,000 kişiden oluşan bir kuvvettir. Yalnız unutulmaması gereken gerçek bu ordunun ancak %0,1(Binde Bir) lik bir bolumu rejimin muhafızıdır. Yani Harp okullarında eğitim görmüş subaylar ancak bu kadardır. Geri kalan %99.99 er rejim muhafızı değildir. Onlar emirlere göre hareket eden vücut parçalarıdır. Beyin olan ise az sayıdaki subaylardır. Iran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazların ellerinde Kur'an ile erleri geçerek direnen subay ve komutanları katlettiler. Burada kilit nokta ellerinde Kur'an ile harekete gecen büyük halk kitlelerine karşı erlerin silah kullanmakta zorlanacağı gerçeğidir. Zaten kullansalar bile cahil ve beyni yıkanmış halk öyle bir kudretle kışlalara saldırmıştır ki sonunda kışlalar teslim alınmıştır. O askerin açtığı ateş sonucu halktan çok ölen olmuştur ama sonuçta bir noktada erler silah bırakmak durumunda kalmışlardır. Erin kendi başına alacağı savaş inisiyatifi düşmana karşıdır. Ama büyük kitleler halinde ve ellerinde kuranlarla üzerine gelen kendi halkına karşı bu kararlılığı göstermesi mümkün olamaz. Yani er buna bir noktadan sonra direnmez yâ da direnemez. Çünkü o er karşısındakinin karanlık bir devrim yapacak olan insanlar olduğunu bilecek bilinçte de değildir, kaybedeceği aydınlığın ne olduğunu da. Bunu bilecek olan sadece subaylardır. Ve kanlarının son damlasına kadar savaşacak olanlarda bu konuda aydınlanmış Türk subaylarıdır. Ama yukarıda bahsettiğim üzere onlar ordunun sadece ve sadece en fazla binde birini teşkil ederler. Yani devrimin asil savunucusu Türk ordusunun tümü değildir, sadece subay kademesidir ve erlerin durduğu ve etkisizleştirildiği noktada o subay kademesinin yok edilmesi kolay olacaktır. İran'da ordu bu şekilde etkisiz hale getirilmiştir. "Er düşman işgali durumunda durmaz ve etkisizleştirilemez, sonuna kadar da savaşır, ama büyük bir kudretle gelen kendi halkı karşısında durabilir."
Şu aşamada aldıkları bu büyük ivme ve arkalarındaki çok büyük güçler ile onları normal yollardan durdurmak çok zor olacaktır. Ve bunların durdurulmadan hareket edeceği her gün ivme ve güçlerini artıracak ve isi zorlaştıracaktır. Silahlı kuvvetler ne kadar erken hareket ederse o kadar iyi olur. Sonra geç olabilir. Silahlı kuvvetlerin su veya bu neden ile eli kolu bağlı ise ki öyle görünüyor bu durumda silahlı kuvvetler "O GUN" geldiğinde kışlarını nasıl muhafaza edeceğinin planını çok iyi yapmalıdır. Çünkü kilit bu noktadır. Silahlı kuvvetler etkisiz hale getirilemedigi müddetçe devrim başarıya ulaşamaz. Bu nedenle her askeri kışlaya normal erlerin haricinde kışlaları kanının son damlasına kadar savunacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" oluşturulmalı ve bunların böyle büyük bir halk hareketine karşı erlerden önce devreye girip, erler
şaşkınlıklarını üzerlerinden atana kadar çatışmaya girmeleri sağlanmalı ve burada kazanılacak vakit ile gerideki subaylar erlerin dağılmasının önüne geçmelidir. Yani ordunun esas gücü ve gövdesi olan erlerin kontrolü kesinlikle kaybedilmemelidir. Iran ordusunun böyle bir hazırlığı olmadığı için gafil avlandı.
Oluşturulacak olan "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" yobazlar ile çatışırken, erlerde üzerlerindeki şaşkınlığı atacaklar ve subayların organizasyonu ile çatışmalara destek vereceklerdir. Oluşturulacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" çok özel eğitilmeli ve de Atatürk'e ve devrimlerine cani pahasına savunacak şekilde inanmış olmalıdırlar. Aksi halde basarîsizlik kaçınılmazdır. Çünkü en son Lübnan'da gördüğümüz üzere davasına inanmış bir kaç yüz Hizbullah Militanı dünyanın en iyi ordularından birisi olan İsrail ordusunu ağır zayiatlarla yenilgiye uğrattı.
Sevgili dostlar ve kardeşler, elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye çalıştım çünkü aydınlığı savunmak durumunda olan sizler İran'ın geçtiği bu karanlık tüneli anlamak durumundasınız. İran'ın bu acı tecrübesi sizlerin uyanık olması için bir şans olur umarım.
Aşağıdaki birinci linkte İran'ın devrimin hemen öncesi görüntüleri ile hemen sonrası görüntülerini bulacaksınız. Orada göreceğiniz üzere Iran devrim öncesi belki su anki Türkiye'den bile daha modern. Yani olmaz, olmaz demeyin. İkinci linkte ise Devrim lideri Humeyni'ye kadınların şiir okuması. O linki vermemin nedeni ise o koltukta bir gün bugün ABD'de ikamet eden malum cemaatin başı olan şahsın oturabileceği ihtimalidir. Acı ama sanki tarih tekerrür ediyor.
http://www.youtube. com/watch? v=Gj1rSmQ5kvg
http://www.youtube. com/watch? v=rO2rf8KPacI
Benim çok sevgili kız kardeşim Mehtab anısına yapabileceğim bu kadar. Elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye çalıştım. Ama sizin geride kalan, aydınlık yarınlar bekleyen kızlarınız, kardeşleriniz, çocuklarınız ve Mehtab'lariniz için yapabileceğiniz çok şeyler var karanlık "O Gün" çökmeden önce Atatürk Turkiye'sine... Yapabileceğiniz ilk şey bu mektubu bildiğiniz, tanıdığınız insanlara ulaştırarak daha fazla insani uyandırmak olabilir. O acı çok büyük acı sevgili kardeşler, anlatmak istemiyorum içinizi karartmamak için ama sevgili kardeşim Mehtab keşke bu dünyaya gelmemiş olsa idi de "O gün" o acı sonu yaşamamış olsa idi o karanlık ve pis yobaz şehvetinin pençesinde. Allah sizleri ve Atatürk Türkiye'sini korusun o yobaz karanlığının sevgili kardeşim Mehtab'a gösterdiği acı sondan. Anlatamıyorum onu yobazların nasıl katlettiğini, elim varmıyor yazmaya, dilim gitmiyor anlatmaya... .
Mohsen Yazd
ört başını bacım sen daha ört. iğrenç bi varlıksın sen. sen günahın ta kendisisin. ört ki penisi kopasıcalar tahrik olmasın canım. günaha sokma onları.
neymiş? türbanlı kadınlar şeriat istemiyorlarmış da sadece başlarını örtme özgürlüklerini kullanıyorlarmış...
neyse susuyorum.. ülkemin içine ettiniz ya, ben daha ne diyim..?
Sevgili Türkiye'deki dostlarım ve kardeşlerim,
Devrim sırasında devrim muhafızları tarafından önce tecavüz edilip, daha sonrada ipe gönderilen çok sevgili kız kardeşim Mehtab'ın anısına...
Bu mektubu sizlere yazmamdaki neden bizim 30 sene kadar önce yaşadığımız o talihsiz ve karanlık günün Türkiye için de yaklaşıyor olduğunu görmem ve bundan daha derin olarak kalbimde hissetmem oldu. Türban yasasının mecliste onaylandığı tarihin İran İslam devriminin olduğu güne denk gelmesi kalbimde bunun ilahi bir güçten gelen uyarı fişeği olduğu hislerini uyandırdı ve bu mektubu kaleme almaya karar verdim. Biliyorum hepiniz kalbinizde karanlığın otoritesini hissettiniz. Karanlık otorite gelmeden hissettirdi yaklaştığını.
İran İslam devriminden 1 hafta kadar önce Türkiye'ye gecen, uzun bir sure burada yasayan ve daha sonra Kanada'ya iltica eden ve hâlihazırda bu ülkede felsefe öğretmenliği yapan bir İranlıyım. Atatürk'ün aydınlık Türkiye'sini çok seviyorum ve yüreğim kan ağlayarak İran'da "O gün" gelmeden önceki olayların sanki bir tekrarını sinemada izliyor gibi Türkiye'de görüyorum. Yobaz karanlığında hunharca katledilen kız kardeşim anısına sizlere yalvarıyorum ki, sakin olmaz demeyin! Sakin Türk Ordusu olduğu surece olamaz demeyin çünkü aşağıda anlatacağım gibi o gün geldiğinde tüm orduların eli kolu bağlanabilir. Bizim ailemiz İran'da laik, sol görüşlü ve aydın bir aile idi. Devrimden 1 ay önce bize bile söyleseler idi 1 ay sonra durum bu olacak diye biz bile güler geçerdik, "deli misin?" diye sorardık belki de. Belki de derdik ki "Şah'ın bu güçlü ordusunu nasıl yenecekler de Şeriat karanlığını getirecekler?".
Sizlere önce Iran İslam devriminin nasıl geliştiğini kısaca anlatmak istiyorum çünkü Türkiye'deki gelişmelerle çok büyük benzerlikler mevcut.
İRAN İSLAM DEVRİMİNİ BAŞARIYA GÖTÜREN AYAKLAR:
1-Büyük kesimi fakirleşen halk dincilerin pençesine düştü. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla onların safına çekildi. Beyinleri yıkandı ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim olduğu benliklerine yazıldı. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı. (COK FAKIRLESEN TURK HALKINA DA AYNI SEYLER YAPILIYOR)
2-Hep demokrasi ve özgürlük dendi. Humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. (TURKIYE'DE DE HEP DEMOKRASI VE OZGURLUK DIYORLAR)
3-Emir komuta zincirinde yapılanmış olan din adamları halkı kontrol altına aldı. (BASI ABD'DE YASAYAN MALUM TARIKAT'IN YAPILANMA BICIMI OLAN "ABI" YAPILANMASI BU EMIR KOMUTA SEKLIDIR VE DEVRIMIN EN ONEMLI AYAKLARINDAN BIRISI BU EMIR KOMUTA YAPILANMASIDIR. BU EMIR KOMUTA YAPILANMASI DEVRIMIN HALK ORDUSUDUR VE DEVRIM SIRASINDA BU EMIR KOMUTA COK KISA ZAMANDA COK BUYUK KITLELERE EGEMEN OLUR.)
4-Kargaşa ve kaos ortamında askeri Kışlalar basildi. Ellerinde Kur'an ile kışlalar ele geçirildi. (BU AYAGA COK DIKKAT EDELIM CUNKU DEVRIM SIRASINDA TURK SILAHLI KUVVETLERINI ELE GECIRMENIN EN ANAHTAR AYAGI BUDUR.)
Türk silahlı kuvvetleri bildiğim kadarı ile 600-800,000 kişiden oluşan bir kuvvettir. Yalnız unutulmaması gereken gerçek bu ordunun ancak %0,1(Binde Bir) lik bir bolumu rejimin muhafızıdır. Yani Harp okullarında eğitim görmüş subaylar ancak bu kadardır. Geri kalan %99.99 er rejim muhafızı değildir. Onlar emirlere göre hareket eden vücut parçalarıdır. Beyin olan ise az sayıdaki subaylardır. Iran devriminde kargaşa ve kaos ortamında kışlaları basan yobazların ellerinde Kur'an ile erleri geçerek direnen subay ve komutanları katlettiler. Burada kilit nokta ellerinde Kur'an ile harekete gecen büyük halk kitlelerine karşı erlerin silah kullanmakta zorlanacağı gerçeğidir. Zaten kullansalar bile cahil ve beyni yıkanmış halk öyle bir kudretle kışlalara saldırmıştır ki sonunda kışlalar teslim alınmıştır. O askerin açtığı ateş sonucu halktan çok ölen olmuştur ama sonuçta bir noktada erler silah bırakmak durumunda kalmışlardır. Erin kendi başına alacağı savaş inisiyatifi düşmana karşıdır. Ama büyük kitleler halinde ve ellerinde kuranlarla üzerine gelen kendi halkına karşı bu kararlılığı göstermesi mümkün olamaz. Yani er buna bir noktadan sonra direnmez yâ da direnemez. Çünkü o er karşısındakinin karanlık bir devrim yapacak olan insanlar olduğunu bilecek bilinçte de değildir, kaybedeceği aydınlığın ne olduğunu da. Bunu bilecek olan sadece subaylardır. Ve kanlarının son damlasına kadar savaşacak olanlarda bu konuda aydınlanmış Türk subaylarıdır. Ama yukarıda bahsettiğim üzere onlar ordunun sadece ve sadece en fazla binde birini teşkil ederler. Yani devrimin asil savunucusu Türk ordusunun tümü değildir, sadece subay kademesidir ve erlerin durduğu ve etkisizleştirildiği noktada o subay kademesinin yok edilmesi kolay olacaktır. İran'da ordu bu şekilde etkisiz hale getirilmiştir. "Er düşman işgali durumunda durmaz ve etkisizleştirilemez, sonuna kadar da savaşır, ama büyük bir kudretle gelen kendi halkı karşısında durabilir."
Şu aşamada aldıkları bu büyük ivme ve arkalarındaki çok büyük güçler ile onları normal yollardan durdurmak çok zor olacaktır. Ve bunların durdurulmadan hareket edeceği her gün ivme ve güçlerini artıracak ve isi zorlaştıracaktır. Silahlı kuvvetler ne kadar erken hareket ederse o kadar iyi olur. Sonra geç olabilir. Silahlı kuvvetlerin su veya bu neden ile eli kolu bağlı ise ki öyle görünüyor bu durumda silahlı kuvvetler "O GUN" geldiğinde kışlarını nasıl muhafaza edeceğinin planını çok iyi yapmalıdır. Çünkü kilit bu noktadır. Silahlı kuvvetler etkisiz hale getirilemedigi müddetçe devrim başarıya ulaşamaz. Bu nedenle her askeri kışlaya normal erlerin haricinde kışlaları kanının son damlasına kadar savunacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" oluşturulmalı ve bunların böyle büyük bir halk hareketine karşı erlerden önce devreye girip, erler
şaşkınlıklarını üzerlerinden atana kadar çatışmaya girmeleri sağlanmalı ve burada kazanılacak vakit ile gerideki subaylar erlerin dağılmasının önüne geçmelidir. Yani ordunun esas gücü ve gövdesi olan erlerin kontrolü kesinlikle kaybedilmemelidir. Iran ordusunun böyle bir hazırlığı olmadığı için gafil avlandı.
Oluşturulacak olan "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" yobazlar ile çatışırken, erlerde üzerlerindeki şaşkınlığı atacaklar ve subayların organizasyonu ile çatışmalara destek vereceklerdir. Oluşturulacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" çok özel eğitilmeli ve de Atatürk'e ve devrimlerine cani pahasına savunacak şekilde inanmış olmalıdırlar. Aksi halde basarîsizlik kaçınılmazdır. Çünkü en son Lübnan'da gördüğümüz üzere davasına inanmış bir kaç yüz Hizbullah Militanı dünyanın en iyi ordularından birisi olan İsrail ordusunu ağır zayiatlarla yenilgiye uğrattı.
Sevgili dostlar ve kardeşler, elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye çalıştım çünkü aydınlığı savunmak durumunda olan sizler İran'ın geçtiği bu karanlık tüneli anlamak durumundasınız. İran'ın bu acı tecrübesi sizlerin uyanık olması için bir şans olur umarım.
Aşağıdaki birinci linkte İran'ın devrimin hemen öncesi görüntüleri ile hemen sonrası görüntülerini bulacaksınız. Orada göreceğiniz üzere Iran devrim öncesi belki su anki Türkiye'den bile daha modern. Yani olmaz, olmaz demeyin. İkinci linkte ise Devrim lideri Humeyni'ye kadınların şiir okuması. O linki vermemin nedeni ise o koltukta bir gün bugün ABD'de ikamet eden malum cemaatin başı olan şahsın oturabileceği ihtimalidir. Acı ama sanki tarih tekerrür ediyor.
http://www.youtube. com/watch? v=Gj1rSmQ5kvg
http://www.youtube. com/watch? v=rO2rf8KPacI
Benim çok sevgili kız kardeşim Mehtab anısına yapabileceğim bu kadar. Elimden geldiğince sizleri bilgilendirmeye çalıştım. Ama sizin geride kalan, aydınlık yarınlar bekleyen kızlarınız, kardeşleriniz, çocuklarınız ve Mehtab'lariniz için yapabileceğiniz çok şeyler var karanlık "O Gün" çökmeden önce Atatürk Turkiye'sine... Yapabileceğiniz ilk şey bu mektubu bildiğiniz, tanıdığınız insanlara ulaştırarak daha fazla insani uyandırmak olabilir. O acı çok büyük acı sevgili kardeşler, anlatmak istemiyorum içinizi karartmamak için ama sevgili kardeşim Mehtab keşke bu dünyaya gelmemiş olsa idi de "O gün" o acı sonu yaşamamış olsa idi o karanlık ve pis yobaz şehvetinin pençesinde. Allah sizleri ve Atatürk Türkiye'sini korusun o yobaz karanlığının sevgili kardeşim Mehtab'a gösterdiği acı sondan. Anlatamıyorum onu yobazların nasıl katlettiğini, elim varmıyor yazmaya, dilim gitmiyor anlatmaya... .
Mohsen Yazd
Thursday, February 28, 2008
teverrümüme sebep cahil profesörler
boşuna demedik hicap memleketi diye ya, eteklerindeki taşları dökmeye devam ediyor "başımızdaki" hayvanlar alemi mensupları. gün geçmiyor ki vatandaşlarıma başka bi taraftan saldırmasınlar. sevgili yök'ümüz bu sefer de yıllar önce birilerinin bi taraflarında çıkardığı les'in, geçen sene ales'e dönüştürülmüş halini değiştireceklermiş. tus gibi yapacaklarmış efendim. merkezi sistemle yüksek lisansa başlayacakmışız. dört yıllık not dökümü, referanslar, makale örnekleri, niyet mektupları olmicakmış artık. bunlar torpilmiş, haksızlıkmış efendim. yani benim dört yıl dişimle tırnağımla kazıyıp kazandığım tüm bunlar, bir iki kazmanın daha iyi ezberleyebiliyor olmasından dolayı çöpe gidecekmiş. af buyrun da, kimse bana ezber olmicak filan demesin. burası türkiye, burda bu işler böyle yapılır. (linkteki yorumlara dikkat lütfen. bi "laikçi" var ya orda, yeni tanımlanmış bi hayvan gibi, işte o ben'im. şunun bunun çocuğu beyinsiz de benim. arz ederim.)
acıyorum üniversitelerimize. "doğu ve güneydoğu'daki tercih edilmedikleri eleman sıkıntısı yaşayan" üniversitelere değil de, adam gibi eğitim veren, hakikaten bir şeyler öğreten, bilim yapmaya çalışan, bilimadamı yetiştiren üniversitelerimize acıyorum. bu ülkenin vatandaşı olduğum için ve bu ülkede bir akademisyen olmayı istemiş bulunduğum için utanıyorum. odtü'de hocalık yapmış birine lanetler yağdırdığım için de ayrıca utanıyorum; odtü bittiyse her okul bitsin artık. böyle bir sistemle de torpillerin asgariye ineceğini "zanneden" zihniyetle aynı havayı soluduğum için de midem bulanıyo, bi kusup gelicem; o arada şunu okuyun.
eğitim kalitesi yüksek olan bir kısım üniversite buna ne tepki gösterecek acaba? özel üniversiteler sınav sonucu isteyecekler mi? bu sistem neresinden delinecek acaba? bilmemneredeki eften püften üniversiteler kalitesi mi artacak? aklı başında hocalar "senin bana bu şekilde gönderdiğin öğrenciye ben hiçbi şey öğretmem" dicek mi acaba?
doğudaki güneydoğudaki okullar tercih edilmiyomuş. niye ediyim kardeşim? ne var orda? baskı, yoksulluk, cehalet, mahrumiyet olan yerde bilim mi yapıcam? sen oraları yaşanacak düzeye getirdin de "istanbul'dan kaçmalıyımi bu şehirde yaşayamam" diyen ben zorla burda mı kaldım? hepiniz bi hoşsunuz. pes doğrusu. beş yıl sonra da "ama.. ama... yurtdışında niye tanınmıyoruz ki biiiizz? bizde torpil yok ki bak ülkenin her yerinden mezun veriyoruz" dersiniz. en iyi öğrencileriniz avrupa'ya amerika'ya kaçarken "olmaz ki canım, insan memleketini bırakıp gider mi? yazık değil mi ülkeye mütemadiyen beyin göçü" dersiniz. demezseniz ben de ortadan ikiye yarılayım. na buraya yazıyorum.
ayrıca, biraz geç oldu ama, allah hepinizin cenasını verecek!..
acıyorum üniversitelerimize. "doğu ve güneydoğu'daki tercih edilmedikleri eleman sıkıntısı yaşayan" üniversitelere değil de, adam gibi eğitim veren, hakikaten bir şeyler öğreten, bilim yapmaya çalışan, bilimadamı yetiştiren üniversitelerimize acıyorum. bu ülkenin vatandaşı olduğum için ve bu ülkede bir akademisyen olmayı istemiş bulunduğum için utanıyorum. odtü'de hocalık yapmış birine lanetler yağdırdığım için de ayrıca utanıyorum; odtü bittiyse her okul bitsin artık. böyle bir sistemle de torpillerin asgariye ineceğini "zanneden" zihniyetle aynı havayı soluduğum için de midem bulanıyo, bi kusup gelicem; o arada şunu okuyun.
eğitim kalitesi yüksek olan bir kısım üniversite buna ne tepki gösterecek acaba? özel üniversiteler sınav sonucu isteyecekler mi? bu sistem neresinden delinecek acaba? bilmemneredeki eften püften üniversiteler kalitesi mi artacak? aklı başında hocalar "senin bana bu şekilde gönderdiğin öğrenciye ben hiçbi şey öğretmem" dicek mi acaba?
doğudaki güneydoğudaki okullar tercih edilmiyomuş. niye ediyim kardeşim? ne var orda? baskı, yoksulluk, cehalet, mahrumiyet olan yerde bilim mi yapıcam? sen oraları yaşanacak düzeye getirdin de "istanbul'dan kaçmalıyımi bu şehirde yaşayamam" diyen ben zorla burda mı kaldım? hepiniz bi hoşsunuz. pes doğrusu. beş yıl sonra da "ama.. ama... yurtdışında niye tanınmıyoruz ki biiiizz? bizde torpil yok ki bak ülkenin her yerinden mezun veriyoruz" dersiniz. en iyi öğrencileriniz avrupa'ya amerika'ya kaçarken "olmaz ki canım, insan memleketini bırakıp gider mi? yazık değil mi ülkeye mütemadiyen beyin göçü" dersiniz. demezseniz ben de ortadan ikiye yarılayım. na buraya yazıyorum.
ayrıca, biraz geç oldu ama, allah hepinizin cenasını verecek!..
Thursday, February 21, 2008
dininizi yamayın sevgili müminler, patlamış yine.
sevgili okurlar, konu din olunca pekçok insan pek bi hassaslaşıyor nedense. o yüzden pek bi uğraşıyorum kimseyi üzmemeye, kırmamaya. ama bazen "bedr'in arslanları" o kadar kazmalaşıyorlar ki, "bunları mı kırmaktan korkucam" diyorum.. önce buyrun tıkıldayıp okuyun...
şimdiiiiiiii, a kazma, sen bana inandığın tanrıyı bi zahmet tarif eder misin? tanımı gereği "tanrı" mükemmeldir ya hani; sen kalkmış, tanrının insanları eşit yaratmadığını, hele hele arapları diğerlerinden üstün yarattığını iddia ediyorsun. (araplar üstün di mi, güleyim bari..) cennetin dili arapça'ymış. tüh tüh.. nasıl anlaşcaz orda birbirimizle? hoş, "cennet" kadar sıkıcı bi yere yalvarsalar gitmem ya, arapçanızı buyrun siz öğrenin. mazallah, mümin kardeşlerle anlaşmayı bırakın, hurilerle anlaşamamak en beteri. muhtemelen sadece arapça biliyodur onlar. "evet işte böyle devam et!" filan diyemezsiniz, yazık olur. malum, kendisi bakire, eğitilmesi lazım. ama ölmeden önce arapça öğrenemeyenler üzülmesin, dil dile değmeden dil öğrenilmezmiş ya, tersten okursak, burda on yılda öğreneceğin arapçayı orda 1 yılda sökmek mümkündür herhal. e sonsuza kadar vaktin olması da cabası.
inandığın tanrı mükemmelliğin doruklarında belli ki. sanırım bi de erkek galiba. gay mi acep, öve öve bitirememiş hemcinslerini.. kadınlar da süs, temizlikçi, bakıcı, çocuk doğurucu/bakıcı, ...ikilip atılmak için ideal. kullan-at cinsinden. ama unutulmaması gerekir ki "kadınlarınıza arkadan yaklaşmayın". çok ayıp. ha bi de, paketi açılmış mamülleri satın almayınız. bilinçli tüketiniz.
sevgili yurdumdakiler dahil, bütün dünyadaki zengin müslümanlara da selam ederim. orucunu tutup senelik zekatını verdin mi 300 liralık? ooooohhh, bitti! daha ne olsun kardeşim? devam et sen bacağındaki pantolona, elindeki çantaya, ayağındaki ayakkabıya, kıçındaki dona milyarlar saymaya. nasılsa zekat verdin zaten, vicdanın rahat. "ben bu parayı mümin kardeşlerimi sömürerek kazandım" deme kendine de başkasına da. utanma hiç, yüzün kızarmasın şehir içinde hayvan gibi benzin yakan jiplere biniyosun diye. her şey insanlar için tabii ki, sömür. sömür herkesi, her şeyi. iyi ki varsın, hastayız sana. sen olmasan ne yapardık? kimin/neyin kurbanı olup da öbür taraftaki adaleti beklerdik? mazallah, biraz akıllı olsak en azından "lan kim öttürüyo bizi" derdik di mi? allah saklasın.
bu arada sen örtsene şu başını. o görünen her bir tel saçın yılan olup sokacak seni cehennemde. ben medusa'ya hastayım diye böyle şeediyorum. bi de cehennemde türkçe konuşuluyomuş.
mehmet paksu'yu tanımak için şuna;
mezarlıklardaki hayaletler ve cennetin sayko çocukları için buna tıkıldayınız.
ne demiş büyük düşünür zazie? "j'avance, avance à reculons"
(ilerliyorum mütemadiyen, geriye doğru)
şimdiiiiiiii, a kazma, sen bana inandığın tanrıyı bi zahmet tarif eder misin? tanımı gereği "tanrı" mükemmeldir ya hani; sen kalkmış, tanrının insanları eşit yaratmadığını, hele hele arapları diğerlerinden üstün yarattığını iddia ediyorsun. (araplar üstün di mi, güleyim bari..) cennetin dili arapça'ymış. tüh tüh.. nasıl anlaşcaz orda birbirimizle? hoş, "cennet" kadar sıkıcı bi yere yalvarsalar gitmem ya, arapçanızı buyrun siz öğrenin. mazallah, mümin kardeşlerle anlaşmayı bırakın, hurilerle anlaşamamak en beteri. muhtemelen sadece arapça biliyodur onlar. "evet işte böyle devam et!" filan diyemezsiniz, yazık olur. malum, kendisi bakire, eğitilmesi lazım. ama ölmeden önce arapça öğrenemeyenler üzülmesin, dil dile değmeden dil öğrenilmezmiş ya, tersten okursak, burda on yılda öğreneceğin arapçayı orda 1 yılda sökmek mümkündür herhal. e sonsuza kadar vaktin olması da cabası.
inandığın tanrı mükemmelliğin doruklarında belli ki. sanırım bi de erkek galiba. gay mi acep, öve öve bitirememiş hemcinslerini.. kadınlar da süs, temizlikçi, bakıcı, çocuk doğurucu/bakıcı, ...ikilip atılmak için ideal. kullan-at cinsinden. ama unutulmaması gerekir ki "kadınlarınıza arkadan yaklaşmayın". çok ayıp. ha bi de, paketi açılmış mamülleri satın almayınız. bilinçli tüketiniz.
sevgili yurdumdakiler dahil, bütün dünyadaki zengin müslümanlara da selam ederim. orucunu tutup senelik zekatını verdin mi 300 liralık? ooooohhh, bitti! daha ne olsun kardeşim? devam et sen bacağındaki pantolona, elindeki çantaya, ayağındaki ayakkabıya, kıçındaki dona milyarlar saymaya. nasılsa zekat verdin zaten, vicdanın rahat. "ben bu parayı mümin kardeşlerimi sömürerek kazandım" deme kendine de başkasına da. utanma hiç, yüzün kızarmasın şehir içinde hayvan gibi benzin yakan jiplere biniyosun diye. her şey insanlar için tabii ki, sömür. sömür herkesi, her şeyi. iyi ki varsın, hastayız sana. sen olmasan ne yapardık? kimin/neyin kurbanı olup da öbür taraftaki adaleti beklerdik? mazallah, biraz akıllı olsak en azından "lan kim öttürüyo bizi" derdik di mi? allah saklasın.
bu arada sen örtsene şu başını. o görünen her bir tel saçın yılan olup sokacak seni cehennemde. ben medusa'ya hastayım diye böyle şeediyorum. bi de cehennemde türkçe konuşuluyomuş.
mehmet paksu'yu tanımak için şuna;
mezarlıklardaki hayaletler ve cennetin sayko çocukları için buna tıkıldayınız.
ne demiş büyük düşünür zazie? "j'avance, avance à reculons"
(ilerliyorum mütemadiyen, geriye doğru)
Friday, February 8, 2008
kesik baş olayı
sır perdesi aralanıyoooooooorrrr!!! çok heyecanlıııııı!!!!! manyağımızı tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum. bakınız kendisi ne demiş:
"Ümmetin çocuklarını ebedi cehenneme sokmaktansa annemde olsa babamda olsa affetmem, kellesini gövdesinden ayırırım. Pişman değilim. Kendi irademle yaptım. Şeytan olduktan sonra annem değil babam olsa tanımam"
türkiye'de doğduğum için çok şanslıyım. dünyanın en eğlenceli ülkesinde yaşıyomuşum, haberim yokmuş. buyrnuz linkler:
http://haber.mynet.com/sayfali/yasam/Boyle-vahset-gorulmedi/06Subat2008/A0602134/0
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8185847.asp?gid=229&sz=51181
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8187630.asp?gid=229&sz=33055
"Ümmetin çocuklarını ebedi cehenneme sokmaktansa annemde olsa babamda olsa affetmem, kellesini gövdesinden ayırırım. Pişman değilim. Kendi irademle yaptım. Şeytan olduktan sonra annem değil babam olsa tanımam"
türkiye'de doğduğum için çok şanslıyım. dünyanın en eğlenceli ülkesinde yaşıyomuşum, haberim yokmuş. buyrnuz linkler:
http://haber.mynet.com/sayfali/yasam/Boyle-vahset-gorulmedi/06Subat2008/A0602134/0
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8185847.asp?gid=229&sz=51181
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8187630.asp?gid=229&sz=33055
Monday, January 21, 2008
hicap memleketi #1
güne son zamanlarda olduğu gibi korkunç bi paranoyayla başladım. memleketimden uzaktayken beni bir türlü bihaber bırakmamayı amaç haline getirmiş Böcük Samsa arkadaşıma el sallıyorum burdan. her allahın günü Türkiye'nin her türlü saçmalığını gözlerimin önüne sermese olmuyor. kazmaların elinde oyuncak olmuş memleketim.. aaah ah!..
birinci haberimiz "takkeli logoya soruşturma": efendim, Mersin Milli Eğitim Müdürlüğü'nün -kim bilir orda kaç ay kalmış- logosundaki elemanın takkeli olduğu ve sağdan sola okuduğu ortaya çıkmış. bence yanındaki kız çocuğunun başı bağlanmalıydı. 8 veya 9 yaşında gösteriyor zaten. namahrem!
ikinci haberimiz hiper-komik, "Allah'ın sıfatları sorusuna soruşturma": Kırıkkale'de 12 lise kendi aralarında seviye tespit sınavı yapmışlar, devamı şöyle:
"Sınavın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi bölümünün 25'inci maddesinde yer alan ‘Allah’ın sıfatlarından hangisi yanlış açıklanmıştır?’ sorusunun cevap bölümünde ise ‘A) Deve, B) Sığır, C) Manda, D) Koyun’ şıklarının yer alması, Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından soruşturma başlatılmasına neden oldu." yorumsuz...
birinci haberimiz "takkeli logoya soruşturma": efendim, Mersin Milli Eğitim Müdürlüğü'nün -kim bilir orda kaç ay kalmış- logosundaki elemanın takkeli olduğu ve sağdan sola okuduğu ortaya çıkmış. bence yanındaki kız çocuğunun başı bağlanmalıydı. 8 veya 9 yaşında gösteriyor zaten. namahrem!
ikinci haberimiz hiper-komik, "Allah'ın sıfatları sorusuna soruşturma": Kırıkkale'de 12 lise kendi aralarında seviye tespit sınavı yapmışlar, devamı şöyle:
"Sınavın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi bölümünün 25'inci maddesinde yer alan ‘Allah’ın sıfatlarından hangisi yanlış açıklanmıştır?’ sorusunun cevap bölümünde ise ‘A) Deve, B) Sığır, C) Manda, D) Koyun’ şıklarının yer alması, Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından soruşturma başlatılmasına neden oldu." yorumsuz...
Subscribe to:
Posts (Atom)
"Hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur." - Salman Rushdie
