müzik, kıyafet, sözler, "dans"...
Sunday, January 13, 2008
the museum of laziness
My dreams are coming true! "Laziness" is considered something serious now; something that people think about and, thus, question their lives. After reading all those books aand seing even "magazines" about idleness -which were produced mainly by tom hodgkinson (I mean the ones I read)- now, I saw the news about a museum in Colombia dedicated to idleness. (I won't die with my eyes open..!)
Anyway, the museum is in Bogota and (if you count on my spanish, which I don't speak) the exibition is until the 2nd of march. Go and see!!! =))

http://www.museodebogota.gov.co/programacion.php#header
http://www.anorak.co.uk/strange-but-true/179069.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=243774&tarih=08/01/2008
Anyway, the museum is in Bogota and (if you count on my spanish, which I don't speak) the exibition is until the 2nd of march. Go and see!!! =))
http://www.museodebogota.gov.co/programacion.php#header
http://www.anorak.co.uk/strange-but-true/179069.html
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=243774&tarih=08/01/2008
Saturday, January 12, 2008
(one stop before deus ex machina)
"So we see that even when Fortuna spins us downward, the wheel sometimes halts for a moment and we find ourselves in a good, small cycle within the larger bad cycle. The universe, of course, is based upon the principle of the circle within the circle. At the moment, I am in an inner circle. Of course, smaller circles within this circle are also possible."
ignatius j. reilly
(john kennedy toole - a confederacy of dunces, p. 81)
ignatius j. reilly
(john kennedy toole - a confederacy of dunces, p. 81)
"üniversite" ve zorla yazdırılan paper'ların üretim aşaması
ö- ya şu paper'ımı yazdığım yere kadar şööyle bi okur musun yaaa?
l- peki gönder, okurum şöyle bi.
ö- süpersin!
...
..
.
ö- ee?
l- benim peypırım da öyle olcak aynen
bi kitabı ittirip durucam makaleye artık
l = lollius (kendisine şuradan ulaşabilirsiniz)
l- peki gönder, okurum şöyle bi.
ö- süpersin!
...
..
.
ö- ee?
l- benim peypırım da öyle olcak aynen
bi kitabı ittirip durucam makaleye artık
l = lollius (kendisine şuradan ulaşabilirsiniz)
Friday, January 11, 2008
"üniversite" ve sınavlar
malum... neredeyse dünyanın her yanındaki bütün üniversitelerde sınav dönemi. bizim de gözümüzün yaşına kimse bakmadı, erasmus öğrencisi olsak da kurtulamadık şu finallerden. eh, adettendir, tam da bu dönemlerde daha bir sorguluyorum şu üniversite fikrini. malum, kuyruğumuza basıyorlar. bu yazıyı birkaç gündür erteleyip duruyorum: adam gibi bir araştırma yapıp adam gibi kaynaklarla (ki kendileri wikipedia'dan başka bir şey olmayacaklar) çıkayım insanların karşısına diye. ama serde tembellik var zaten. söylemezsem de çatlayacağım artık burama geldi (yatay el gırtlağa dayalı). dolayısıyla boşverdim her şeye, olduğum gibi karşınızdayım :
sınavların ne kadar aşağılayıcı olduğunu düşünüyorum günlerdir. "bilimi" ve düşünmeyi öğrenmek için girdiğimiz üniversitelerde, konuları ezberleyip girmek zorunda kaldığımız sınavlar "üniversite" fikrine tamamen karşıt değil mi? üniversite dediğin, öğrencilerin beyinlerinin özgürleşmesini, düşünmesini, bağımsızlaşmasını, gelişmesini hedeflemez mi? bunu başarmanın yolu "sınav" mıdır?
e tabii, olayın temeline inersek birkaç kişi hemen "sınav bilgiyi ölçmeye yarar" diyecektir. peki, alacağı nota odaklanmış öğrencinin çalışmasından ne hayır gelir? biri bana bunu açıklasın! notları nispeten yüksek olan biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebileceğim şey şu ki; her şey stratejiye dayalı. efendim, sınav bilgi milgi ölçmüyor, kendimizi kandırmayalım. sınavlar -ve sonuçları- sadece, o sınavdan yüksek not aldıracak yerleri yüksek not aldıracak şekilde ezberleyen uyanık tiplere verilen birer takdirnamelerdir olsa olsa. hele ağzı laf yapabilen uyanıklar aşar gider; bir yıl sonra her şeyi unutacaklardır tabii ki. her şeyi bilen tiplerse -var öyle birkaç tane- stratejiye kafa yormadıklarından hak ettiklerini alamazlar. netekim, kötü kalpli kurtlar, eğitim sisteminin de içine etmişlerdir.
zaten "uzmanlık" denen şey ..mıştır..! akademik dünyanın hali haraptır. ortalıkta yüzlerce dangıl dungul profesör dolaşmaktadır. hani, daha lisans derecesini almamış benim gibi birinin bile dalga geçtiği tipler.. işler o kadar karışmıştır ki, artık akademisyenlerden beklenen şey her makalelerinde literatürü tekrar etmeleri olmuştur. ne kadar acıklı... "az ve öz"ün değerini bilemeyecek kadar saçmalamışlardır. hayır yani, anlamıyorum ki, doktora yapan bile adamdan sayılmıyor artık. bakalım daha neler çıkaracaklar? ben küçükken gazeteler kupon verip dururdu. sonra da kaçıranlar için 10 kupon değerinde süperkupon, 25 kupon değerinde megakupon, 50 kupon değerinde ultramegakupon gibi saçmalıklar üretip onları dağıtmaya başladılar. (yapılan haksızlığı geçiyorum, kuponlar başka bi yazının konusu olsun) yakında üniversiteler de böyle yapmaya başlayacak herhalde. lisans mezunları -aldıkları notlar dışında- bir de süper-mezun, mega-mezun, ultra-mega-mezun filan olucaklar. eğitim düzeyi arttıkça kategoriler de artacak. doçentler ya normal-doç ya da süper-doç olacaklar. başka yolu yok. önüne gelenin lisansa girdiği yetmiyormuş gibi, aynı "önünegelenler" yükseklisansa ve hatta doktoraya giriyorlar. (birçok yükseklisans ve doktora yapan arkadaşımı tenzih ederek konuşuyorum, bilirler onlar. ve yine bilirler ki bazı çalışma arkadaşları orda olmayı hak etmemektedir.)
neyse, işte böyle.. kıssadan hisse: ne olacak bu eğitim sisteminin hali? (neler diyorum ben?! nasıl vardım bu sonuca?!!!) yazdıklarımı okuyasım bile yok, öylece yolluyorum artık, sürç-i lisan ettiysem affola.
sınavların ne kadar aşağılayıcı olduğunu düşünüyorum günlerdir. "bilimi" ve düşünmeyi öğrenmek için girdiğimiz üniversitelerde, konuları ezberleyip girmek zorunda kaldığımız sınavlar "üniversite" fikrine tamamen karşıt değil mi? üniversite dediğin, öğrencilerin beyinlerinin özgürleşmesini, düşünmesini, bağımsızlaşmasını, gelişmesini hedeflemez mi? bunu başarmanın yolu "sınav" mıdır?
e tabii, olayın temeline inersek birkaç kişi hemen "sınav bilgiyi ölçmeye yarar" diyecektir. peki, alacağı nota odaklanmış öğrencinin çalışmasından ne hayır gelir? biri bana bunu açıklasın! notları nispeten yüksek olan biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebileceğim şey şu ki; her şey stratejiye dayalı. efendim, sınav bilgi milgi ölçmüyor, kendimizi kandırmayalım. sınavlar -ve sonuçları- sadece, o sınavdan yüksek not aldıracak yerleri yüksek not aldıracak şekilde ezberleyen uyanık tiplere verilen birer takdirnamelerdir olsa olsa. hele ağzı laf yapabilen uyanıklar aşar gider; bir yıl sonra her şeyi unutacaklardır tabii ki. her şeyi bilen tiplerse -var öyle birkaç tane- stratejiye kafa yormadıklarından hak ettiklerini alamazlar. netekim, kötü kalpli kurtlar, eğitim sisteminin de içine etmişlerdir.
zaten "uzmanlık" denen şey ..mıştır..! akademik dünyanın hali haraptır. ortalıkta yüzlerce dangıl dungul profesör dolaşmaktadır. hani, daha lisans derecesini almamış benim gibi birinin bile dalga geçtiği tipler.. işler o kadar karışmıştır ki, artık akademisyenlerden beklenen şey her makalelerinde literatürü tekrar etmeleri olmuştur. ne kadar acıklı... "az ve öz"ün değerini bilemeyecek kadar saçmalamışlardır. hayır yani, anlamıyorum ki, doktora yapan bile adamdan sayılmıyor artık. bakalım daha neler çıkaracaklar? ben küçükken gazeteler kupon verip dururdu. sonra da kaçıranlar için 10 kupon değerinde süperkupon, 25 kupon değerinde megakupon, 50 kupon değerinde ultramegakupon gibi saçmalıklar üretip onları dağıtmaya başladılar. (yapılan haksızlığı geçiyorum, kuponlar başka bi yazının konusu olsun) yakında üniversiteler de böyle yapmaya başlayacak herhalde. lisans mezunları -aldıkları notlar dışında- bir de süper-mezun, mega-mezun, ultra-mega-mezun filan olucaklar. eğitim düzeyi arttıkça kategoriler de artacak. doçentler ya normal-doç ya da süper-doç olacaklar. başka yolu yok. önüne gelenin lisansa girdiği yetmiyormuş gibi, aynı "önünegelenler" yükseklisansa ve hatta doktoraya giriyorlar. (birçok yükseklisans ve doktora yapan arkadaşımı tenzih ederek konuşuyorum, bilirler onlar. ve yine bilirler ki bazı çalışma arkadaşları orda olmayı hak etmemektedir.)
neyse, işte böyle.. kıssadan hisse: ne olacak bu eğitim sisteminin hali? (neler diyorum ben?! nasıl vardım bu sonuca?!!!) yazdıklarımı okuyasım bile yok, öylece yolluyorum artık, sürç-i lisan ettiysem affola.
Monday, January 7, 2008
"You're a child. That's what makes you so fucking scary."
"And he was a mass-murdering fuckhead, as many important historians have said. But there were other mass murderers that got away with it! Stalin killed many millions, died in his bed, well done there; Pol Pot killed 1.7 million Cambodians, died under house arrest at age 72, well done indeed! And the reason we let them get away with it is because they killed their own people, and we're sort of fine with that. “Ah, help yourself,” you know? “We've been trying to kill you for ages!” So kill your own people, right on there. Seems to be… Hitler killed people next door... “Oh… stupid man!” After a couple of years, we won't stand for that, will we?"
Eddie Izzard - Dress to Kill

I think we must add Idi Amin to this list too, with more than 300.000 Ugandans (or 500.000???) The Last King of Scotland is another movie concerning our "collective" history of shame. Is the crave for blood ever going to stop? Is it enough to call them "child" to stop them, as we do for Bush(t) today?
Eddie Izzard - Dress to Kill
I think we must add Idi Amin to this list too, with more than 300.000 Ugandans (or 500.000???) The Last King of Scotland is another movie concerning our "collective" history of shame. Is the crave for blood ever going to stop? Is it enough to call them "child" to stop them, as we do for Bush(t) today?
Sunday, January 6, 2008
Saturday, January 5, 2008
Stars on Earth
one of the things that made me smile today is seeing "taare zameen par" in the top250 list of imdb. the movie is released only on 21st of december in india, and most probably this rating of 9.2/10 is given mostly by indians. but anyway, in my opinion, this is success for a bollywood movie!
most importantly, this movie is directed by aamir khan! my first love in bollywood (starting from "fanaa")! i'm sure that, compared to usual bollywood pattern, he's done a good job...
let's see what will happen now, about his oscar dreams.. he tried before with "lagaan" but couldn't get the little statue thingy...
Thursday, January 3, 2008
(..such a cliché..)
Alkohol und Nikotin rafft die halbe Menschheit hin. Doch ohne Schnaps und Rauch shirbt die andere Halfte auch.
alcohol and nicotin are killing half of minkind. but without drinks and dust the other half is dying as well.
-- from the wall of a glüchwein shop in Berlin, with the translation of Henning --
alcohol and nicotin are killing half of minkind. but without drinks and dust the other half is dying as well.
-- from the wall of a glüchwein shop in Berlin, with the translation of Henning --
Subscribe to:
Posts (Atom)
"Hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur." - Salman Rushdie
